Özellikle genç aktif bireylerde, trafik kazaları ya da yüksekten düşme sonrası ortaya çıkan yüksek enerjili yaralanmalardır. Omurga kırıklarının büyük bir oranı (%70) sırt ve bel omurlarında en sıkta 12. sırt ve 1. bel omurunda görülür. En sık 18-50 yaş arasında görülür ve erkeklerde 4 kat daha fazladır.

Yaralanmanın şiddetine bağlı olarak kırık çökme, patlama şeklinde veya kırıkla beraber çıkık şeklinde ortaya çıkabilir. Yaralanmanın şiddeti arttıkça omurilik yaralanma riski de artar. Kırığa bağlı ağrı ve kas spazmı ortaya çıkar. Omuriliğin kendisi ya da omurilikten çıkan sinir kökleri bu esnada yaralanabilir. Böyle bir durumda; kollarda ya da bacaklarda ortaya çıkabilecek basit bir his kaybından, idrar-büyük abdest tutamama ve felce kadar değişen derecelerde problemler ortaya çıkabilir. Yaralanma sonrası yapılan ilk muayenelerde, omurilik hasarının varlığı ve derecesi hakkında önemli bulgular elde edilir. Eğer kırık erken dönemde fark edilememiş veya uygun şekilde tedavi edilmemişse ilerleyen dönemde kamburluk ya da skolyoz ile karşımıza çıkabilir.

Hastaya çekilen röntgen, tomografi ve MR (emar) incelemeleri sonrasında tedavi planı çizilir. Amaç hastayı kırık öncesi hayat kalitesine ulaştırmaktır. Omurgada tek bir bölgede oluşan, kemikte aşırı derecede çökme ya da parçalanmanın olmadığı, omurilik veya sinir hasarı gelişmemiş hastalarda, korse veya alçı tedavisi uygulanabilir. Korse tedavisi kırığın tipine göre 3 aya kadar uzayabilir Buna karşılık kırıklı-çıkık, aşırı parçalanma ve çökme tipinde kırık, omurilik sinir hasarı gelişmiş olgularda cerrahi tedavi uygulanır. Omurga, metal yapıdaki vida, çubuk ve kafes benzeri birtakım materyaller aracılığı ile sabitlenir. Bu cerrahi girişimler; parçalanma-çökme derecesi ve omurilik kanalında kırık sonrası ortaya çıkan daralmanın derecesine göre, arkadan (sırt veya bel) yaklaşım veya hem arkadan hem önden yapılacak iki ayrı cerrahi kesiden gerçekleştirilir. Omuriliğin kısmi yaralanması gelişmiş hastalarda, cerrahi tedaviden sonra uygulanacak fizik tedavi programı sayesinde, hastalarda tam ya da kısmi iyileşme olması mümkündür.

Ortalama yaşam süresinin artmakta olduğu ülkemizde ileri yaşlarda karşımıza çıkan bir diğer omurga kırığı sebebi de osteoporoza bağlı çökme kırıklarıdır. Bu kırıklar herhangi bir düşme ya da yaralanma olmadan yürüme esnasında oluşabileceği gibi sıklıkla karşılaşılan; ev içinde düşmeler sonrası ortaya çıkan düşük enerjili travmalardır. Osteoporotik kırıklar büyük oranda çökme tipi kırıklardır ve düşük enerjili  bir yaralanma olduğu için omurilik zedelenmesi çoğunlukla söz konusu değildir. Bu kırıklar çoğu zaman ilaç tedavisi, korse ve yatak istirahati gibi konservatif yöntemler ile tedavi edilebilmektedir. Bu sebeple ilk anda bu yöntemler seçilmelidir. Ancak bir grup hastada tüm çabalara rağmen ağrı devam ederek, hastaların günlük aktivitelerini engeller ve yaşam kalitelerini düşürür. Bu hastalarda alternatif olarak kırık omurga kemiği içine uygulanacak kemik çimentolama işlemi (vertebroplasti) uygulanabilir.  Çimentolama öncesi omur kemiği içinde balon şişirip kırık düzeltilip çimento ondan sonra uygulanırsa bu işleme ise Kifoplasti denir. Bu yöntemler; bölgesel anestezi altında yüzüstü yatan hastaya 1 cm’lik kesiden bir takım tel ve boru sistemleri vasıtasıyla uygulanan, kırık kemik içine çimentonun enjeksiyonundan ibarettir. Doğru seçilen hastalarda başarı oranı ve hasta memnuniyeti oldukça yüksektir. Bir diğer kapalı cerrahi yöntemde Stent tedavisidir. Lokal veya genel anestezi ile kırılan omurganın içine yine 1 cm’lik kesiden girip çöken bölge tekrar yükseltilir ve içeriye bir kafes konularak omur tekrar eski formuna kavuşturulmaya çalışılır