Omurga bölgesinde tümör oluşumu iki şekilde karşımıza çıkar. Birincisi omurganın kemik, yumuşak doku (kas ve bağlar) ve sinir dokusundan köken alan birincil tümörleridir. Yani tümör direk omurganın kendisinden kaynaklanmaktadır. İkincisi ise omurgada görülen tümörlerin büyük çoğunluğunu oluşturan, vücudun diğer bölgelerinden gelerek bu bölgeye yerleşen yani metastaz yapmış ikincil tümörlerdir. Metastatik tümörler sıklıkla akciğer, meme, prostat, böbrek ve troid gibi iç organlardan veya multiple myeloma gibi kemik iliğinden köken alan tümörlerdir.

Omurga tümörlerinin ilk belirtisi sıklıkla ağrıdır. Bel, sırt veya boyun ağrısı şeklinde karşımıza çıkabilir. Ağrı çoğunlukla istirahatla azalmayan, sürekli ve künt ağrı şeklindedir. Gece ağrısı, halsizlik, iştahsızlık, kilo kaybı bel ağrısına eşlik edebilir. Eğer tümör sinir kökenli ise veya sinir kökenli olmayıp sonradan sinire bası yapması halinde kol ve bacaklarda ağrı, uyuşma, hissizlik veya güç kaybı ortaya çıkabilir. Gecikmiş hastalar idrar ve abdest tutamama ve hatta felç gibi ağır durumlarla karşılaşabilir.

Hastada ağrı dışında genel kanser bulguları olabilir. İştahsızlık ve kilo kaybı ilk bulgu olabilir. Ağrı bazı hastalarda daha sonra ortaya çıkabilmekte, tümör uzun süre omurgada semptomsuz kalabilmektedir. Tanı için görüntüleme (röntgen, tomografi ve emar) ve laboratuvar bulguları kullanılır. Metastaz düşünülen olgularda PET ve sintigrafi yöntemleri kullanılarak vücudun diğer bölgelerindeki tümör odakları varsa saptanmaya çalışılır.

Bundan sonraki aşama tümörün en doğru tedavisinin yapılabilmesi için patolojik tipinin belirlenmesi yani adının konmasıdır. Bu amaçla omurga cerrahı veya girişimsel radyoloji doktoru tarafından lokal anestezi ile iğne biyopsisi uygulanır. Ancak bazı özel durumlarda açık biyopsi dediğimiz cerrahi yöntem ile tümörden parça alınır.

Mevcut kanserin tedavisine karar verirken tümörün tipi, ilaç veya ışın tedavisine (kemoterapi, radyoterapi) ne kadar duyarlı olduğu çok önemlidir. Omurganın birincil tümörlerinde yani omurga kökenli tümörlerde amaç mümkünse tümörün tamamının yok edilerek geride tümör bırakılmamasıdır. Birincil tümörler sıklıkla cerrahi olarak çıkarılır ve tümör duyarlı ise kemoterapi ve/veya radyoterapi uygulanır. Cerrahi teknik; tümörün tamamen çıkarılması ve geride kalan boşluğun metal kafes ile doldurulduktan sonra vida ve metal çubuklar ile sabitlenmesi esasına dayanır.

Metastatik tümörlerde yani omurgaya başka yerden gelmiş hastalarda ise tümör zaten çevreye yayılmış olduğu için hedef omurgada kırık ve sinir hasarı oluşmadan tümörün mümkün olduğu kadar küçültülmesidir. Bu yine tümörün tipine bağlı olarak kemoterapi, radyoterapi veya cerrahi yöntemlerden biri ile gerçekleştirilir.

Bazı durumlarda hastanın tümörü radyoterapi/kemoterapiye cevap vermiyor ve hastanın genel durumu büyük cerrahi işlemlere müsaade etmiyor olabilir. Böyle durumlarda ağrıyı azaltmak ve kırık oluşumunun önüne geçmek için Vertebroplasti yani çimentolama gibi nispeten daha sınırlı ve minimal invaziv işlemler yapılabilir.